Psikologlar, ‘‘Herkesin içinde birtakım ruhsal güçler vardır. Bunlar geliştirilirse kişi, daha zengin, ilgi çekici ve mutlu bir hayata kavuşabilir’’ diyorlar. Boş vakitleri geçirmek için girişilen bir çalışma, büyük başarılar kazanmaya da yol açabilir, hatta mesleğimiz haline bile gelebilirmiş.
Biz de yoğun iş temposu dışında farklı uğraşlar arıyor ve içimizdeki gücü keşfetmek için çeşitli aktiviteleri değerlendiriyorduk. Yeni yerler görmek, kendi sınırlarımızı keşfetmek bize heyecan veriyordu.
Şirketimiz tarafından organize edilen ve Genel Müdürümüz Sayın Ajlan Sözütek tarafından cesaret ve destek aldığımız bu doğa yürüyüşleri zaman içerisinde biz katılımcıların da istekleri üzerinde yerini tırmanış yürüyüşlerine bırakmıştı.
Nasuh Mahruki’nin bir konferansta tüm şirket çalışanlarımıza hediye ettiği ‘’Kendi Everestiniz’e Tırmanın’’ kitabının bir bölümünde ‘’Zirveye tırmanmanın ilk adımı, zirveye ulaşmayı istemektir’’ yazıyordu. Gerçekten istemek; ruhumuzla bedenimizle, yüreğimizle, aklımızla, tepeden tırnağa herşeyimizle istemek…
Biz
de içimizdeki güce inanmış ve kendi sınırlarımıza doğru yolculuk için 11 kişilik ekibimizle birlikte Temmuz ayı hedefimizi belirlemiştik. Hedefimiz Türkiye’nin ve Avrupa’nın en yüksek dağı olan Ağrı Dağı’na zirve tırmanışı yapmaktı. Bu hedefe ulaşmak için ise öncelikle Ilgaz dağı, Uludağ ve Hasan Dağı tırmanışlarını gerçekleştirmiştik. Düzenli bir program sonrası hayatımızın en büyük maceralarından birini Ağrı Dağı’nda bulacaktık.
Tırmanış hazırlıklarımızı tamamlayarak 11 Temmuz sabah saatlerinde Doğubayazıt, Eli köyünden tırmanışa başlamış ve 3200 metredeki ilk kamp alanına ulaşmak için yola çıkmıştık. Yemyeşil yaylalar mis gibi bir hava ve güneşin altında ilk kamp alanına yürüyüşümüz oldukça keyifli geçti.
İlk gecemizi 3200 metredeki kamp alanında geçirdikten sonra bölge havasına ve yüksekliğe uyum sağlamak için aklimatizasyon tırmanışı yapmamız gerekiyordu. 4000 metreye kadar yüksek irtifaya çıkıp sonrasında tekrar kamp alanına dönmüş ve böylece ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarını önlemeye çalışmıştık. Yükseklere çıkıldıkça azalan oksijen yoğunluğu nedeniyle daha hızlı nefes alıp verme ihtiyacımız etkili olmaya başlamıştı. 1500 metreye kadar farkedilmeyen bu değişiklikler bulunduğumuz yüksekliklerde kendini apaçık şekilde hissettiriyordu.
4100 metrede bulunan ikinci kamp alanına tırmanışımız sırasında bir yanda karşılaştığımız çeşitli ülkelerden gelen yabancı gruplar, diğer yanda eşyalarımızı diğer kamp alanına taşıyan katırlar bir anda şehir merkezindeki bir cadde kadar kalabalık gözüküyordu. Ancak yerleşme düzenimizi tamamladıktan sonra sıcak çayımızı alıp manzaraya karşı oturmak ise paha biçilemezdi.
4100 kampından gece 12:00 gibi uyanıp kahvaltımızı yapıp hazırlıklarımızı tamamladık. Karanlıkta kafa lambalarımızla aydınlattığımız yolda tek sıra tırmanış yapacak 01:00’de başlayacak ve hedeflediğimiz saat olan 07:00 de zirvede olacaktık.
Ağrı Dağı’na tırmanışımız sırasında profesyonel bir dağcının yaşadıklarını en çok hissettiğimiz yer ise, yaklaşık 4950 metrede kramponların takılarak ilerlendiği zirveye doğru dik yükselen tırmanış etabı idi. Bu etap sırasında ekip olarak oldukça zorlanmamıza rağmen zirveye ulaşma fikrinden asla vazgeçmemiştik. Ekibimizin birbirine olan desteği ve inancı ise tamdı.
5137 metrede olan zirveye ulaştığımızda soğuktan el ve ayak parmaklarımızı hissetmiyor olmamıza rağmen zirve defterini imzalamak ve zirve fotoğrafı çektirmek için tüm moralimiz yerindeydi.
Bundan sonrasında zirvede çekilmiş bir dağcı fotoğrafına baktığımızda yüzünde gördüğümüz bakış bizim için çok daha anlamlı olacak.
Elif Duman
Yönetmen
Finans Emeklilik ve Hayat A.Ş. Çağrı Merkezi